Haber: Eda Nur Harmanda
Türkiye’de çocukların suça sürüklenme oranları her yıl düzenli olarak artıyor. 2024 yılı verileri, çocukların yalnızca fail olarak değil, aynı zamanda mağdur olarak da ciddi risk altında olduğunu gösteriyor. Yoksulluk, aile içi sorunlar, göç, eğitime erişim problemleri ve dijital medya etkisi, tabloyu hem sosyolojik hem de psikolojik açıdan daha karmaşık hale getiriyor.
612 Bin 651 çocuk güvenlik birimlerine geldi
TÜİK’in yayımladığı son verilere göre, 2024 yılında güvenlik birimlerine gelen veya getirilen çocuk sayısı önceki yıla göre %9,8 artarak 612 bin 651’e ulaştı. Bu çocukların 279 bin 620’si mağdur olarak kaydedilirken, 202 bin 785’i suça sürüklenen çocuk statüsünde işlem gördü. Ayrıca 96 bin 438 çocuğun bilgisine başvuruldu, 18 bin 561’i kayıp olarak bildirildi, 8 bin 729’u kabahat işlediği iddiasıyla, 6 bin 518’i ise çeşitli diğer nedenlerle güvenlik birimlerine götürüldü.
Suça sürüklenen çocukların %40,4’ü yaralama olayına karıştı
TÜİK verilerine göre, 2024 yılında suça sürüklenen 202.785 çocuğa isnat edilen suçlar arasında yaralama %40,4 ile ilk sırada yer aldı. Bu suçu %16,6 ile hırsızlık, %8,2 ile uyuşturucu madde kullanımı veya satışı, %4,6 ile tehdit ve %4,2 ile genel tehlike yaratan suçlar izledi.
Mağdur çocuklar daha fazla yaralanıyor
Güvenlik birimlerine mağdur olarak gelen 279.620 çocuk, toplam çocuk sayısının neredeyse yarısını oluştururken, bu çocukların %55,3’ü yaralama, %10,8’i cinsel suç, %9,5’i göçmen kaçakçılığı ve %8’i aile düzenine karşı işlenen suçların mağduru olarak kayıtlara geçti. İnegöl Online haberine göre TÜİK’in il nüfuslarına göre yaptığı sıralamada Türkiye’de çocuk suç oranının en yüksek olduğu iller Ardahan (binde 7) ile başlarken, onu Erzincan (binde 6,2), Iğdır (binde 4,2), Yalova (binde 4,2), Karaman (binde 4,1), Niğde (binde 4,0),Düzce (binde 3,8), Bartın (binde 3,8), Edirne (binde 3,8) ve Nevşehir (binde 3,8) izliyor. Bu illerde yer alan çocuk cezaevleri, ÇHÇE (Çocuk Eğitim Evleri) ve diğer çocuk hizmet kuruluşları ise çocukların ceza adalet sistemiyle temas ettiği temel noktaları oluşturuyor.
Türkiye’de ses getirmiş çocuk mağdurları ve çocuk failleri
Türkiye’de çocukların suça sürüklenmesi ya da ağır suçların mağduru haline gelmesi, çoğu zaman adli bir vaka olmanın ötesine geçerek toplumsal bir travmaya dönüşüyor. Yıllar içinde büyük yankı uyandıran Münevver Karabulut cinayeti, Narin Güran olayı ve Ahmet Minguzzi vakası da bu durumun en çarpıcı örnekleri olarak toplumu derinden sarsan olaylar arasında yer aldı.

“Yoksulluk ve eşitsizlik, çocuk suçlarının ana tetikleyicisi”
Dr. Nihan Kalkandeler Özdin, çocuk suçluluğunun temel nedenlerini anlatırken yoksulluk, aile içi şiddet, eğitime erişim sorunları ve sosyoekonomik eşitsizlikleri vurguluyor:
“Yoksulluk ve toplumdaki gelir uçurumu, çocukların suça yönelmesinde en belirleyici unsurlardan biridir. Özellikle düşük gelirli ailelerde çocuklar risk altında büyüyor.”
Özdin’e göre aile içindeki şiddet, ebeveyn ilgisizliği ve okula devamsızlık da çocukların suça karışmasını kolaylaştırıyor. Çocukların yaşadığı mahallede suçun normalleşmesi ise riskleri daha da artırıyor.
Medya ve sosyal medya etkisi: “Şiddet normalleşiyor”
Dr. Özdin, çocukların dijital ortamdaki içeriklerle suça yönelme ilişkisinin altını çiziyor: “Şiddet içerikli programlar, oyunlar ve sosyal medya modelleri çocukların bu davranışları romantize etmesine yol açıyor.” Bu durum özellikle ergenlik döneminde akran baskısı, meydan okumalar ve “trend” davranışlar üzerinden hızla yayılabiliyor.

“Büyük kentlerin yükü arttıkça çocuklar daha fazla sıkışıyor”
Prof. Dr. Abdullah Karatay, özellikle büyük kentlerdeki hızlı göç ve yoksullaşmanın çocukları suça ittiğini belirtiyor:
“İstanbul gibi büyük kentler, kaldıramayacakları kadar yoksul ve dışlanmış nüfusu barındırıyor. Göçle gelen aileler iş bulamayınca çocuklar yapısal risklerin içine düşüyor.”
Karatay’a göre çocuk suçluluğunun önlenmesi yalnızca ceza mevzuatıyla çözülemez; sosyal politikalar, mahalle merkezli destek mekanizmaları ve okul programları güçlendirilmedikçe tablo değişmeyecek.
Peki ne yapılabilir?
Uzmanlar, çocukların suça sürüklenmesini ve mağduriyetini azaltmak için erken müdahale programlarının yaygınlaştırılması, okul devamsızlığının önlenmesi ve okul sosyal hizmetlerinin güçlendirilmesi, aile danışmanlığı ile sosyal destek mekanizmalarının geliştirilmesi, mahalle ölçeğinde çocuklar için güvenli alanların oluşturulması, medya okuryazarlığının artırılması ve sosyal politikaların ceza politikalarıyla eşgüdümlü yürütülmesi yönünde ortak önerilerde bulunuyor.

“O çakıyı bulduğum gün her şey değişebilirdi”
Türkiye’de suça sürüklenen çocuk sayısı her yıl artarken, istatistiklerin ardında çoğu zaman görünmeyen aile dramları bulunuyor. Kocaeli’nde yaşayan 42 yaşındaki A.Y., o annelerden biri. Bir zamanlar öğretmenlerinin “ışığı var” diyerek takdir ettiği, takdir belgeleriyle duvarları süslenen oğlu ortaokuldan sonra aile içi dağılma, ekonomik zorluklar, ilgisizlik ve mahallenin riskli ortamı nedeniyle hızla suç sarmalına sürüklendi.
Oğlunuz bu olaya sürüklenmeden önce nasıldı?
“Oğlum ilkokuldayken çok başarılı, öğretmenleri takdir ettiği bir öğrenciydi. Takdir belgelerini duvara asardık ama başarısı ortaokulda düşmeye başladı. Babasıyla ayrıldığımız dönem… Evdeki düzen dağıldı. Ben iki işte çalışmaya başladım, eve geldiğimde konuşacak hâlim kalmıyordu. O da hem benim yokluğumda hem babasının yokluğunda büyümek zorunda kaldı. Ortaokulun sonu, lisenin başı… Dersleri boşlamaya başladı. ‘Okula gidiyorum’ diyordu ama aslında sokaklarda oyalanıyormuş. Bunu çok sonra anladım. O çalışkan çocuğun yerine, içine kapanık, sürekli telefonuna gömülü bir genç geldi. Bir gün çantasını toplarken o çakıyı ve sigarayı buldum… O an içime bir şey çöktü. ‘Benim değil, arkadaşımın’ dedi ama gözlerini kaçıyordu. Belki de ilk uyarı buydu. Ben görmezden geldim. Ah… keşke o gün ciddiye alsaydım.”
Sizce onu suça götüren temel nedenler nelerdi?
“Her şeyin başı madde. O zehir çocuğumu elimden aldı. Uyuşturucuya bulaştıktan sonra davranışları değişti. Yalan söylemeyen çocuk yalan söylemeye, elime bakan çocuk paramı çalmaya başladı. Babasının yokluğu çok etkiledi oğlumu. Evde bir erkek modelinin olmaması onu mahalledeki büyük çocuklara itti. Onlar da ona sahip çıkıyormuş gibi davranıp daha fazla bataklığa çektiler. Ev geçindirmek derken, oğluma zaman ayıramadım. Ona ayırmam gereken vakti faturalara ayırdım. Belki bir kursa yazdırsaydım, bir spora yönlendirseydim… O bıçaklama olayı da büyük ihtimalle borç ya da madde bulamayınca yaşadığı öfke patlamasıydı. Oğlumu suçun içine çeken maddeydi.”
Aile içinde ya da mahallede hangi zorluklarla karşılaşıyordunuz?
“En büyük zorluk yalnızlıktı. Hem anne hem baba olmaya çalışmak insanı bir yerden sonra bitiriyor. Oğlumla konuşmaya çalıştığımda hep bir duvar vardı. ‘Yine mi para konuşacağız?’ deyip odasına kapanıyordu. Aramızdaki bağ yavaş yavaş koptu. Mahallemiz zaten tehlike doluydu. Her gün olaylar, kavgalar… O çakı ve sigara bulduğum gün aslında her şey çok açıktı. Ama ben ‘yorgunum, kavga etmeyelim’ deyip geçtim. Sonra paralar kaybolmaya başladı. Biliyordum nereye gittiğini ama yüzleştirmeye cesaret edemedim. Belki bağırıp çağırmak istemediğim için… Belki de gerçeği duymaktan korktuğum için. Benim bu korkaklığım, sessizliğim… İşte o sessizlik bizi bu noktaya getirdi.”
Olay yaşandıktan sonra neler hissettiniz?
“O gece kapı çaldığında polisin yüzündeki ifadeyi unutmuyorum. Ayaklarım yerden kesildi sanki. ‘Oğlunuz bir olaya karıştı’ dediler… O an kulaklarım uğuldadı. Ne düşündüğümü bile hatırlamıyorum. Şok, korku, öfke, suçluluk… Hepsi iç içeydi. Sonra o çakıyı bulduğum gün geldi aklıma. O ilk yalanlar, kaybolan paralar… Hepsi bir film şeridi gibi geçti. Kendimi suçladım. ‘Benim yüzümden… Ben görmezden geldim…’ diye tekrar edip durdum. Bir annenin taşıyabileceği en ağır şey, kendi çocuğunun başkasının canını yakmasıdır. Sadece oğlumun değil, o bıçaklanan çocuğun annesinin gözleri de asılı kaldı üzerimde. Artık sadece bir anne değil, bir mahkûmun annesiyim. Bu damga ömürlük.”
Cezaevi süreci onu nasıl etkiledi?
“Cezaevi oğlumu ikiye böldü diyebilirim. Bir yandan maddeden uzaklaştı, vücudu temizlendi. Bu iyi… Ama ruhu çok yorgun. Ziyarete gittiğimde gözlerinde bir boşluk var. Bir gün bana, ‘Anne keşke o çakıyı bulduğunda beni dövseydin, o maddeye girdiğimi anlasaydın’ dedi. O an içim parçalandı. Orada okumaya başladı, mektupları daha olgun. Sanki büyüdü, ama acıyla büyüdü. En büyük korkum, içerideki sertliğin ona bulaşması. Dışarı çıktığında hayatla bağ kuramazsa ne olacak? Bazen diyorum ki, ceza biter ama travma bitmez.”
Benzer risk altındaki çocuklara aileler ne yapmalı?
“Benim yaşadıklarımı kimse yaşamasın. Herkese tek tek söylemek isterim: Çocuğunuzu takip edin, boğmadan ama bırakmadan. Arkadaşları kim, nerede takılıyor, neye meraklı… Bunları bilin. Para çaldıysa bile önce ‘Neden?’ diye sorun. O davranışın ardında hep başka bir acı var. Çantalarını, odasını arada kontrol edin. Bir çakı, bir izmarit, bir şırınga kapağı… Bunlar eşya değil, yardım çığlığı. Para için değil, çocuk için yaşayın. İki iş yerine bir iş… Az para ama çok ilgi. Bunu çok geç öğrendim. Baba eksikse, bir yetişkin rol modeli bulun. Amca, dayı, öğretmen… Güvenebileceğiniz biri. Çocuk boşluğu dolduracak birini mutlaka arıyor.”
Bugün geriye dönseniz neyi farklı yapardınız?
“Ne olurdu biliyor musunuz? O çakıyı bulduğum gün… O gün hayatı durdururdum. İşimi, yorgunluğumu, her şeyi bırakıp karşına dikilirdim. ‘Otur, konuşacağız’ derdim. Kavga da çıksa onunla yüzleşirdim. Boşanmadan sonra hem kendisine hem kendime psikolojik destek alırdım. Babasıyla daha düzenli bir ilişki kurmasını sağlardım. Geçim derdini biraz daha ikinci plana atardım. Çünkü para geri gelir, iş bulunur… Ama evlat geri gelmiyor. Ben o günlerde yorgunluğumu düşündüm; bugün ise keşke sadece onu düşünseydim”.
Kaynaklar
TÜİK – Güvenlik Birimine Gelen/Götürülen Çocuk İstatistikleri
Dr. Öğr. Üyesi Nihan Kalkandeler Özdin – Uzman Görüşü
Prof. Dr. Abdullah Karatay – Uzman Görüşü
Kapak Fotoğrafı – Yapay Zeka
İnegöl Online Haber – İl Bazında Suça Sürüklenen Çocuk Oranları
Adalet Bakanlığı – Çocuk Eğitim Evleri ve Ceza İnfaz Kurumları Bilgileri



