Die Zeit, Nazi Partisi Üyelerinden Oluşan Aranabilir Bir Veritabanını Nasıl Oluşturdu?

II. Dünya Savaşı’nın son günlerinde, Nazi Almanyası çökerken, Nazi yetkilileri milyonlarca parti üyelik kartının imha edilmesini emretti. Almanya genelindeki parti üyeliklerini kayıt altına alan devasa kart arşivi ise büyük ölçüde kâğıt fabrikasının yöneticisi Hanns Huber’in aldığı kritik karar sayesinde kurtuldu. Huber, belgeleri kâğıt hamuruna dönüştürmek yerine ABD birliklerine teslim etmeyi tercih etti.” Günümüze ulaşan bu belgeler, Nazi Partisi üyeliklerine ilişkin dünyadaki en kapsamlı arşivlerden birini oluşturuyor. Arşivde hâlâ önemli eksiklikler bulunsa da, eldeki kayıtlar 1925 ile 1945 yılları arasındaki Nazi Partisi üyeliklerinin yaklaşık yüzde 90’ını kapsıyor.”

Yıllar boyunca, aile üyelerinden birinin Nazi Partisi’ne resmî adıyla Nasyonal Sosyalist Alman İşçi Partisi’ne (NSDAP) üye olup olmadığını öğrenmek hiç de kolay değildi. Bunun için ya Almanya Federal Arşivleri’ne resmî başvuruda bulunmak ya da Washington DC’deki ABD Ulusal Arşivleri’nde bulunan mikrofilm kayıtlarını tek tek incelemek gerekiyordu. Bu yılın başlarında ABD Ulusal Arşivlerler bölümü kayıtların dijitalleştirilmiş kopyalarını çevrim içi erişime açtı. Ancak ilgi o kadar yoğundu ki İnternet sitesi kısa süreliğine çöktü.

Alman gazetesi Die Zeit için bu arşiv, önemli bir gazetecilik fırsatıydı. Belgeler kamuya açılmıştı ancak bunlar arasında arama yapmak hâlâ büyük bir sorundu. Milyonlarca üyelik kartı binlerce PDF dosyasına dağılmış olduğundan, tek tek isim aramak neredeyse imkânsızdı.

Muhabirler, veri gazetecileri ve veri bilimcilerinden oluşan bir ekip bu sorunu çözmek için harekete geçti. Arşivin çevrim içi erişime açılmasından yalnızca birkaç hafta sonra Die Zeit, milyonlarca taranmış üyelik kartını herkesin isim bazında arayabileceği bir veritabanına dönüştürdü. O günden bu yana veritabanında milyonlarca arama yapıldı. Kullanıcılar, yıllardır arşivin derinliklerinde gizli kalmış büyükbabalarının, büyük amcalarının ve diğer aile üyelerinin parti üyelik kayıtlarına ulaştı.

Bu veritabanı, Nazi Almanyası’na ilişkin yaygın bir yanılgıyı da sorguluyor. Nazi Almanyası’nın silahlı kuvveti Wehrmacht için askerlik zorunluydu ancak Nazi Partisi’ne üye olmak zorunlu değildi. Bazı meslek gruplarında partiye katılmak yönünde yoğun toplumsal baskı bulunsa da, üyelik resmî olarak gönüllülük esasına dayanıyordu.

Die Zeit’ın veri gazetecisi ve görselleştirme uzmanı Gregor Aisch ile gazetenin Veri Bilimi ve Yapay Zekâ Birimi’nin yöneticisi Andreas Loos, GIJN’e verdikleri röportajda bu projenin nasıl geliştirildiğini, arşivi aranabilir hale getirmede yapay zekânın nasıl kullanıldığını ve yayımlandıktan sonra karşılaştıkları beklenmedik ilgiyi anlattı.

Yapay Zekâ ile Aranabilir Bir Arşiv Oluşturmak

Projenin temelini, parti üyelik kayıtlarını içeren iki büyük koleksiyon oluşturuyordu: Merkezi Kart Dizini (Central Card Index) ve Bölgesel Gau Kart Dizini (Gau Card Index). Nazi Partisi üzerine onlarca yıldır araştırmalar yürüten siyaset bilimci Jürgen Falter’e göre, savaşın ardından Merkezi Kart Dizini’nin yalnızca yüzde 44’ü, Gau Kart Dizini’nin ise yüzde 77’si günümüze ulaşabildi.

Buna rağmen, geriye kalan belgeler Nazi Partisi üyeliklerine ilişkin dünyadaki en kapsamlı bilgi kaynaklarından birini oluşturuyor. Arşivde hâlâ önemli eksiklikler bulunsa da, mevcut kayıtlar 1925 ile 1945 yılları arasındaki Nazi Partisi üyeliklerinin yaklaşık yüzde 90’ını kapsıyor.

Andreas Loos, Die Zeit'ın Veri Bilimi ve Yapay Zekâ Birimi Başkanı. Görsel: Loos

Andreas Loos, Die Zeit’ın Veri Bilimi ve Yapay Zekâ Birimi Başkanı. Görsel: Loos

Arşivi aranabilir bir veritabanına dönüştürmek için ekip, her biri yaklaşık 3 bin sayfa taranmış üyelik kartı içeren 5.442 PDF dosyasını işlemek zorundaydı. Üstelik birçok parti üyesi hem Merkezi Kart Dizini’nde hem de Gau Kart Dizini’nde yer aldığından, yinelenen kayıtların da tespit edilip ayıklanması gerekiyordu.

“Yapay zekâyı temel olarak görsellerden metin çıkarmak için kullandık,” diyor Loos. “Kullandığımız modeller, oldukça karmaşık görsel verilerle bile başa çıkabildi. Her kartta farklı yazı karakterleriyle birlikte el yazıları da bulunabiliyordu. Bunlar arasında eski Alman el yazısı biçimleri olan Kurrent ve Sütterlin de vardı. Yapay zekâ bunların tamamını okuyabildi.”

Optik karakter tanıma (OCR) teknolojisi, görsellerdeki metni bilgisayarların işleyebileceği dijital metne dönüştürüyor. NSDAP projesinde ekip, birden fazla OCR sistemini birlikte kullandı ve üyelik kartlarındaki basılı el yazısı bilgilerini çözümlemek için büyük ölçüde Google’ın Gemini büyük dil modelinden (LLM) yararlandı.

Ancak Die Zeit için bu proje yapay zekâyı denemek amacıyla yürütülen bir çalışma değildi. Yapay zekâ zaten uzun süredir haber merkezinin kullandığı araçlardan biriydi. NSDAP veritabanı ise bu araçları çok daha büyük ölçekte uygulama fırsatı sundu.

“Yapay zekâ zaten araç setimizin önemli bir parçasıydı,” diyor Loos. “Özellikle güçlü arama uygulamalarıyla birlikte kullanıldığında, büyük veri setlerinin işlenmesi ve analiz edilmesinde giderek daha önemli bir rol oynayacak.”

Kayıtlar yaklaşık yirmi yıllık bir dönemde, farklı kurumlar tarafından, farklı idari sistemler ve birbirinden tutarsız kayıt biçimleri kullanılarak oluşturulmuştu. Bu nedenle isim, doğum tarihi, meslek ve doğum yeri gibi bilgilerin standart bir yapıya dönüştürülmesi, verilerin güvenilir biçimde aranabilmesi için kapsamlı bir veri işleme süreci gerektirdi.

Aisch ise tek başına ad ve doğum yerinin bir kişiyi kesin olarak tanımlamaya yetmeyeceğine dikkat çekiyor: “Ad ve doğum yerinin birlikte bulunması elbette bir kişiyi kesin olarak teşhis etmeye yetmez. Ancak bunlara doğum tarihini de eklerseniz, karşınızdaki kişinin gerçekten akrabanız olduğundan büyük ölçüde emin olabilirsiniz.”

Tamamını okumak için: https://gijn.org/tr/hikayeler/tek-isimle-baslayan-hafiza-die-zeit-nazi-partisi-uyelerinden-olusan-aranabilir-bir-veritabanini-nasil-olusturdu/